Kazan! Harca! Tüket! Yok et!

Yaşama dair bir sorgulama,

İnsanoğlu olarak yaşamsal pratiklerimizi her zaman sistemli hale getirme çabasındayız. Fakat yaşamsal pratiklerimiz günümüz dünyasında insanoğlunu kendine yabancılaştıran vazgeçilmez ve alternatifsiz bir durum içerisindedir. Yeni dünya düzeni olan küreselleşme ve vahşi kapitalizm bu pratiklerimizi belirler. Birey olarak bizler yeni dünya düzeninde yer alabilmek için sistemin bir parçası olmak zorunda bırakılmışızdır. Aksi takdirde yeni dünya düzeninin yarattığı toplum tarafından dışlanırız. Bu noktada toplum algısı genel olarak egemen kültürün ve ideolojisinin kurallarına uyma gereksinimi yanlısıdır. Çünkü egemen sistem kendi kurallarına uymayanları cezalandırır. Bu yüzdendir ki birey olarak bizler, içerisinde bulunduğumuz ülkenin kimliğini taşırız ve ülkenin politikalarına göre şekilleniriz. Eski dünyada olduğu gibi yerelden kimlik oluşturmak yerine, yukarıdan inme ve sistemin döngüsünü sağlama amacıyla belirlenmiş kimliklerle yaşamaya mahkum edilmişizdir. Yaşamsal pratiklerimizi ise belirleyen artık toplumun genel normlarıdır.

Nasıl bir birey olacağımızı belirleyen sistem, kendi kandırmacası olan seçme hakkını tanımaktadır. Ama seçimlerimiz kısıtlı ve acımasızdır. Tepeden tırnağa örnek vatandaş modelini kendi yaşam tarzımıza uygularken, farketmeden doğanın bir parçası olan insan kimliğimizden ödün vermeye başlarız. 1989 sonrası, Sovyetler Birliğinin yıkılması ve soğuk savaşın bitimiyle birlikte, yeni dünya düzeni artık tüketimcilik üzerine endekslenmiştir. Tüketelim ki birileri üretsin, birileri üretsin ki birilerine istihdam sağlansın, istihdam sağlanan birileri kazansın ki onlarda başkalarının ürettiklerini tüketsin, başkarı üretsin ki kazanabilsinler ve tüketebilsinler. Ne kadar üretirsen bir o kadar kazanır ve tüketirsin. Bu tüketim çılgınlığı öyle bir safhaya gelsin ki, insanlar artık tüketmek için çalışsın. Bir kere aldığı bir tüketim malzemesini bir daha kullanmasın ya da bir üst modeli çıkınca eskisini atıp yenisini alsın. İşte tüm bunlar yeni dünya düzeninin oluşturduğu yaşamsal pratiğimizdir.

Bu tüketim sektörü bünyesinde yeni aktörler yaratmıştır. Mimarlar, mühendisler, ekonomistler, çağdaş sanatçılar, özel sektöre kanalize olmuş sağlık sektörü çalışanları, eğitim alanında çalışanlar, bankacılar, politikacılar ve din adamları vahşi kapitalizm döngüsünde yok edici ve yıkıcı bireyler haline gelmiştir. Bu sistem için gereklidirler. Bir mühendis bilincinde olmadan doğaya meydan okur, mimar doğal yaşam alanlarını tehdit eden tasarımlarıyla mühendise yardımcı olur, çağdaş sanatçı sermayenin tekeline girmiştir ve yeni sanat borsasında kendini var etmeye çalışır, sağlıkçılar parası olana sağlık hizmeti vermeye başlamıştır, iyi eğitim artık parayla alınır, bankacılık büyük bir hırsızlık alanı olmuştur, politikacılar yalanlarıyla toplumu bir koyun sürüsü gibi gütmeye başlamıştır, din adamları insanların inanç sistemini yaşanan vahşi kapitalist sisteme entegre sürecine girmiştir, kısacası insanoğlu kendi varlık sürecine ters bir yola sapmıştır. Bu noktada birey zaman zaman kendisiyle yabancılaşmaya başlamıştır ki kullandığı depresyon ilaçlarıyla bu yabancılaşmanın üstesinden gelmeye çalışır. Yine başarı ve kariyer sahibi olma, mevki atlama ve takdir edilme bireyin ruhunu okşayarak yaşamsal amaçlarına hizme eder. İnsanoğlu kendi eliyle kendini doğadan soyutlamış ve dönüşü olmaz bir yola giriştir.

Ne kadar masumuz?

Eğer bu satırları okurken konuyu anlamışsak ve yabancılaştığımıza hak veriyorsak hiç bir masum tarafımız yok demektir. Savaşlarda ölen insanlar için üzülüyorsan bil ki katili sen de dahil olmak üzere hepimiziz. Aç insanların ve cinsel istismara uğrayan çocukların acılarını hissediyorsan, hissettiğin acıları unut çünkü nedeni yine biziz. Çevreyi kirleten de, insanlık ahlakını ayaklar altına alan da biziz.

Örneklemeler:

Yeni bir marka spor ayakkabı alma ihtiyacı içindesin. Yeni spor ayakkabıya ihtiyaç duymanın sebeplerini şöyle sıralayabiliriz; modası geçmiş olabilir, yeni aldığın bir kıyafete uygun olsun diye olabilir, maaşını almışsın ve harcamak istiyor olmandan kaynaklanabilir, gerçekten ihtiyacın olabilir, eski ayakkabı(ları)nın bir yerinde delik ya da yırtılma olabilir ve onu yaptırmaktansa onu satın almak daha kolay diye düşünebilirsin. Peki yeni almış olduğun markalı bir spor ayakabı sana neye patlıyor gör bakalım. Bu ayakkabıların hemen hemen hepsi uzakdoğu ülkelerinde kadrosuz çocuk işçiler tarafından üretilmektedir, böylece ürünün maliyeti ucuza gelmektedir. Bu çocukarın bir çoğu iki günde bir dolar kazanmakta ve ağır iş koşullarında yıpranmaktadırlar. Ayrıca bir çoğu cinsel istismara uğramaktadır. Yaşam kalitesi çok düşük olan bu çocuk işçiler erken yaşta ölmektedirler. Ve sen bu ayakkabıyı alarak bu döngüye ortak oluyorsun. Bunun farkında mısın?

Irak’ta ki kirli savaş belki de bizi rahatsız ediyor olabilir. ABD Irak’a girerek oraya demokrasi! götürme çabasına hepimiz şahit olduk. Bu savaş yıkımları da beraberinde getirdi. Ülkenin gıda, inşaat, ilaç, tarım ve daha bir çok üretim sektörü tahrip oldu. Fakat orada yaşayan insanların gıdaya, ilaca, eve ve bir çok şeye ihtiyacı var. Yanı başında duran ülkemiz boş durmadı ve tüm bu sektörlerin ihtiyaçlarını sağlamaya başladı. Türkiye’nin inşaat sektörü Irak’ı yeniden yapılandırmaya, gıda sektörü ülkeye gıda satmaya ve daha bir çok sektör kendi alanında Irak’a ithalat yapaya başladı. Belki de orada ölen insanlar için üzülüyorsun ya da ağlıyorsun. Ama biz bu ithalatla birlikte kendi insanımıza muazzam bir istihdam sağladık. Artık yurdumuzdaki bir işçi ya da çalışan bir mühendis çocuğuna bakabiliyor onu aç bırakmıyor. Neyin sayesinde; tabi ki Irak’ta ölen insanların sayesinde. Irak’ta çocuklar ölsün ki sen çocuklarına bakabilesin. Bu durumun farkında mısın?

Kavramlar üzerine;

Yeni dünya düzeni: Kazan, ihtiyacından fazlısını al, daha fazlası için çok çalış ve yine al, fazla satın alasın ki başka bir çoğrafyadaki insanları öldüresin.(bkz. vahşi kapitalizm)

Vahşi kapitalizm: kapitalizmin vahşisi mi olur? Evet olur. Eğer fazla kapital kazanmak uğruna insani ahlak değerlerinin dışına çıkılırsa buna vahşi kapitalizm denir. Vahşi kelimesi doğa için kullanılması oldukça anlamsız. Vahşi doğa diye bir şey yoktur. Doğa yok etmez. Ama insanoğlu yarattığı kapital sermayenin düzenini sağlarken uyguladığı tüm gerçekler vahşetin ve vahşi olanın bir göstergesidir.

İnsani ahlak değerleri: Din ahlak değerleriyle karıştırılmaması gereken değerler. İnsanın vicdan muhakesinden çıkan değerler bütünü. Örneğin bir toplumda bir insan aç olduğu için hırsızlık yapıyorsa yapmış olduğu hırsızlığın hiç bir utandırıcı ya da ahlak dışılığı yoktur. Aç olması var olan sistemin bozuk olmasının bir belirtisidir. Asıl ahlaksızlık bu açlığı meydana getiren mekanizmalardadır.(bkz. gıda borsası)

Gıda borsası: Dünya üzerinde üretilen tüm tarım ve hayvancılık ürünleri, dünya nüfusuna hayli hayli yeter. Fakat gelişmiş ülkeler bu ürünlerin kontrolünü elinde tutar. Yeri geldiğinde o kadar aç insan varken sırf buğday fiyatları yükselsin diye ambarlardaki buğdayları yakabilir ya da süt fiyatları artsın diye bir çok çocuk açlıktan ölürken süt tankerlerini derelere ve okyanuslara boşaltabilirler. İnsanın doğduğu zaman doğa o kadar cömert davranır ki yemeği ulaşılabilir kılar. Anne sütü buna bir örnektir. Ücrete tabi değildir. Yine doğada var olan tüm ürünler aslında parayla değerlendirilemez. En basit örneği hayvanlar doğarlar büyürler ve ölürler, bu yaşam döngüsünde doğanın cömertliğinden faydalanırlar. Onlar için tarım ve hayvancılık önemli değildir. Çünkü yaşamaları için gerekli tüm besinler doğada bulunur. Ama insan bu doğa döngüsünü kendi tekeline almıştır ve kendi gıda borsasını oluşturmuştur.

insanın kendine yabancılaşması: İnsan biyolojik olarak ekolojik formda yaşama göre biçimlenmiştir. Ama insan kendi ürettiği nesnelerle, kendini doğadan soyutlar. Araya bir perde çeker. Doğayla başbaşa kaldığı zaman savunmasız hisseder fakat doğadan uzak olunca kendi yarattığı teknolojik ve yapay dünya doğasına aykırılık gösterir. Mutluymuş gibi hissetsede derinden bir mutsuzluk ve memnuniyetsizlik hisleri ortaya çıkmaya başlar. Düşüncesiyle kendi yaşamsal varlığını sorgular. Bu sorgulamada bulunduğu konum ona anlamsız gelir. Çünkü nihai olarak doğaya geri dönecektir. ve kurmuş olduğu yeni dünya düzeni bir dağlanmış yük gibi gelecek nesillerin sırtında taşınmak üzere aktarılacaktır. Kendisi de bu yükü taşır fakat farkında değildir. bu bağlamda kendini sorgulama sürecine girer ve çevresindeki olup bitenler, kullandığı her şey ona yabancı gelir. kendisi bile kendine yabancı gelir. Çünkü olmak istemediği gibidir. Fakat öyle olmak zorunda bırakılmıştır. Seçenek olmadığı için de yabancılaşmanın başlaması kaçınılmazdır. Biz akıllı bieyler bu yabancılaşmayı her gün yaşamaktayız. O yüzdendir ki az biraz şizofrenik bir tutumumuz vardır.

Modern Strata

 

Bir Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

güvenlik kodu *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.