Şehir Yerleşim Düzeninin İnsan Davranışlarına Etkisi

Beyoğlu - İstanbul

Büyüyen metropol İstanbul her güneşin doğuşunda yüzlerce insanı kucaklıyor o yorgun ve yıllanmış kucağına. Ormanlarının, kayalarının ve nerdeyse denizlerininin bile her köşesi beşerle dolup taşmış. Bu büyük ve büyülü metropol kendi sınırlarını aşmış ve zamanında uzak komşu kentleriyle içiçe girmiş. İstanbul hem tüketen fakat tükettiğinden daha çok üreten, tarihi de içinde barındıran modern bir şehir olarak ağırlıyor tüm misafirlerini ve sakinlerini. Büyüleyici güzelliğinin yanında, kalabalığının ve 1980 – 2000 yılları arasındaki bir zaman diliminde gerçekleşen plansız yapılaşmasının getirdiği bir çok sorun İstanbul’u daha da yıpratıyor. Burada bahsedeceğim nokta ise, varolan yerleşim düzeninin insan davranışlarına etkisi ve kamusal alanda mekanın önemi olacak.

Öncelikle konuyu daha da açıklayıcı bir yapıya kavuşturmak için bazı pilot yerleşim bölgeleri seçmekte fayda var. Bu pilot bölgeler olarak Beyoğlu-Cihangir, Beyoğlu-Tarlabaşı,

Kadıköy-Acıbadem, Bayrampaşa-Sağmalcılar, Beylikdüzü’nü seçelim. Bu semtleri seçme sebebim ise yerleşim tarzları olarak bir çok benzerlerini İstanbul’un çeşitli semtlerinde görebiliriz. Beyoğlu’undan iki semt seçimimin nedeni yürüme mesefesi olarak birbirlerine çok yakın bu iki semtin yerleşim düzeni ve mimari tarzı benzeş olsada bir çok zıtlığı yapılarında barındırmasıdır. Bu zıt yerleşim birimleri İstanbul’un diğer ilçelerinde de mevcuttur. Ayrıca bu ilçelerde yaşamak üzere bir karakter şeçelim. Adı ise Sercan olsun karakterimizin. Bu karakteri pilot seçtiğimiz semtlere kiracı olarak yerleştirelim ve davanışını inceleme fırsatı bulalım.

Beyoğlu-Cihangir

Eğer Sercan karakterimiz Cihangire taşınsa ne olur? Oturduğu semt Sercan’ın davranışlarını nasıl belirler? Beyoğlunun haliç başlangıcı ve boğaza bakan yakası tarihi dokusuyla, kültür s

anat merkezleriyle ve eğlence mekanlarıyla albenisi olan, hemen hemen İstanbul’un tüm ilçelrinden toplu taşıma ile ulaşılabilen bir merkez konumundadır. Eğer Sercan karakteri bu semte taşınsa, başta beyoğlulu olmanın getirdiği bir farklılık kazanacak. Bir bakıma bireysel özgürlüklerin en yoğun yaşandığı semt Cihargirde oturuyor olması, onun için avantajlı olacaktır. İstediği her şeye kolay ulaşabilecektir. Semtin bir çok yerindeki binaların tarihi dokusu karakterimize süregelmiş tarihsel kültürü benimetmeye başlayacaktır. Binalar ne kadar iç içe olsa da kamusal mekanlardaki boşluklar(parklar, meydanlar, ve boğaz sahil şeridi) dinlenebileceği alanlar oluşturacaktır. Yine semt sakinlerinin bir çoğunun entellektüel ve akademisyen çevrelerden oluşması komşuluk ilişkileri sırasında bireyini geliştirici rol oynayacaktır. Tabi burada Sercan karakterimizin sosyal bir yaşam tarzına açık olma koşulu yatıyor. Ayrıca gelir düzeyinin de iyi olması gerekiyor. Çünkü beyoğlunun bu yakasında sosyalleşmek harcamayı yani tüketimi de beraberinde getiriyor. Kısacası Sercan karakterimizin bu semtte yaşaması bireysel özgürlüğünün hat safada olması demektir.

Beyoğlu-Tarlabaşı,

Ne kadar son zamanlarda değişmeye çalışsada, bir türlü dönüşümü başaramayan semtimizden biridir. Nedenleri çok olabilir. Hemen hemen tüm binaları tarihi dokuya sahiptir. Cihangir’den tek eksiği cephe olarak evlerin kuzeye bakması ve manzara olarak Cih

angir gibi boğazı değil de iç içe girmiş binaları görmesidir. Ama buna rağmen ne oldu da bu kadar güzel bir tarihi dokuya sahip yerleşim birimi adını kötü olaylarla anar oldu? Nedeni 6-7 Eylül 1955’teki olaylar. Çünkü bu semt gayri-müslim(Ermeni ve Rum) semtiydi. Belki zamanında Cihangirde de oturan Gayri-müslimler vardı fakat aynı zamanda elit gayri-müslim olmayan ailelerin de oturduğu bir semtti cihangir. Tarlabaşı ise orta sınıf Ermeni ve Rum ailelerin semtiydi. 6-7 Eylül olaylarında haksız bir şekilde evlerini bırakarak başka ülkelere gitmek ya da kaçmak zorunda kaldılar. Geride kalan ise artık ruhu olmayan boş bir semtti ve İstanbul’un bir çok semti bu kaderi paylaştı. Bir semtin dokusunu oluşturan oradaki yaşayanlardır. Artık onlar gittiklerine göre onlara ait bu yerleşime başkalarının yerleşme vakti gelmişti. Büyüyen İstanbul’un göbeğinde boşaltılmış bir çok semt vardı artık. Sıra talan etmeye gelmişti. Ve büyük sorun: Zorunlu Göç. Köyleri yakılan ya da terör var diye köyleri boşaltılan, iş bulmak ümiydiyle gelen ve bu şehrin dilini bilmeyen binlerce aile aç kalmamak için canlı varlıkların yagane dürtüsü olan ayakta kalma dürtüsüyle ekmek kapısı olur diye geldiler yerleştiler kendi vatanlarında bir başka şehire; İstanbul’a. Ama artık onlar biz değildi. Dilleri farklı, kültürleri farklıydı ve tarihsel geçmişleri silindikçe, dillerini kültürlerini unuttukça, itildikçe ve horlandikça yozlaşmaya başladı bazıları. Bertolt Brecht’in “üç kuruşluk opera”‘sında yazmış olduğu gibi “önce ekmek gelir, sonra ahlak”. eğer ekmek bulamıyorsa bir insan, doyuramıyorsa karnını, çalmak ya da farklı yollardan para bulmak zorunda kalacak. Nitekim bu boş evlere yerleştiler, kimileri iş buldu, kimileri bulamadı. Tarlabaşına gece girdiğiniz zaman bazı köşelerde hap ve esrar satan torbacıları görebilirsiniz, ya da Tarlabaşı caddesi boyunca dizilmiş pavyonlarda hayat kadınlarının ve transeksüellerin çaresizliğini gözlemleyebilirsiniz. İşte alın size bir Beyoğlu ve onun iki farklı yüzü. Sercan karakterimiz, her ne kadar İstanbul’un bir çok semtine göre pahalı olsada, beyoğlu merkeze göre ucuz olan bu tarlabaşına taşınsın. Peki karakterini nasıl etkileyecektir. Cihangir semtinde bahsettiğimiz bir çok şey geçerlidir. Merkeze yakındır. Kültür sanat aktivitelerini rahatlıkla takip edebilir, kamusal yerleşim bölgelerinden faydalanabilir ama asıl sorun semtine girmeye başlayınca başlar. Korku kaplar içini. Gerçi Tarlabaşında bazılarına göre “kötü işler yapan insanlar” kendi semtlerinde oturanları sahiplenir. Eğer Sercan bunun farkına varmışsa rahatlamıştır artık. Fakat rutin yapılan sokak baskınları onu tedirgin edebilir. Sercan’ı her şeye açık biri olarak düşünüyoruz tabi. Mesela travesti komşuları olabilir ve komşuluk ilişkisi olarak iyi anlaşabilir. Belki de bu semtte yaşaması Sercan’a gerçekeler hakkında öğretici bir taraf katacaktır. Fakat oturduğu tarihi rum evinin rutubetli havası, Semtin kuzeyde olması ve güneşi bol alamaması, genel insan yargılarına göre bir çok farklı ötekinin bir arada yaşaması, sokakların kalabalığı ya onda farklı bir estetik anlayışı oluşturacak ya da kendi çevresi tarafından ötekeleşme riski doğabilecektir. Bu arada Cihangir sakinleri için tarlabaşında oturanlar öteki değillerdir. Öyle düşünmelerinin sebebi entellektüel birirkimlerinden kaynaklanır. Genelde elit bir tabakadan oluşan yapısı aynı zamanda kapsayıcıdır da.

 

Kadıköy-Acıbadem

Eski istanbul semtlerinden biridir Acıbadem. Aynı zamanda moderndir de. Seyrekte olsada arada büyük bahçeli tarihi binaları görebilirsiniz. Fazla yokuşları bulunmayan ama yüksekte ve geniş bahçeli evler ve sitelerden oluşan bir yerleşimdir orası. Caddesi üzerinde ihtiyaçlarınıza kolaylıkla erişebileceğiniz mağazalar, marketler, cafe ve restoranlar, vs. bulabilirsiniz. Aynı zamanda Kadıköy merkeze de çok uzak değildir. Belki de 1980’lerde düzenli bir şehircilik anlayışıyla yapılmış nadir semtlerden biridir tıpkı Levent gibi. Fakat gelin görün ki kirada oturmak pek de ekonomik değildir orta halli biri için. Karakter olarak insanları açık görüşlü olsa da genç nüfus’u caddesinde pek göremezsiniz. Marmara Üniversitesinin Güzel sanatlar Kampüsü ve Karşısındaki lise hareketlendirse de bu semti E-5 karayolu kenarındaki bu semt İstanbul’un birçok anadolu yakası semtleri gibi sakinliğini korur. Cihangir semtinde oturan sakinler gibi açık olabilirler fakat ötekine karşı bakış açıları mesafelidir. Cihangirin kozmopolit yapısı bu semtte yerini homojen bir yapıya bırakmıştır. Ulusalcıdır. Farklı olanı destekler fakat farklı olanı kolay kolay kendi bünyesinde sindirmez. Sakinlerinin üniversite mezunu oranı yüksektir. Eğer Sercan bu semtte taşınsa semtin düzenli yapısı ve kamusal alandaki yerleşim boşluklarının çokluğundan hehangi bir sıkıntı çekmeyecektir. Semtin düzenli yapısı insan düşüncelerini bile etkiler. Düşünsel anlamda da bir düzen sağlayacaktır. Çünkü insanın yaşadığı mekan insan düşüncelerini etkiler. Fakat şehrin düzensizliği daha büyük boyutlrda olduğu için düzenli yapısı belki de komşuluk ilişkilerinde ve semt yaşamında daha etkili olur. Fakat bu semtte yaşadığı takdirde dar ve küçük alanlar artık tercihi olmayacaktır. Giyim tarzından mekan seçimine kadar bir çok tercihi değişebilecektir.

Bayrampaşa-Sağmalcılar

İşte zamanının büyük varoşlarından biri olan bir semt. Ama

şimdilerde çevresindeki değişimlerden değerlenen bir semt. Büyük alış-veriş merkezlerinin, toptancı marketlerinin tam ortasındadır bu kalabalık ve yoğun nufüs oranlı semt. Semt sakinleri orta sınıf ve orta altı sınıftan insanlardır. Binalar sık ve estetik değeri olmadan yapılmıştır. Kamusal yerleşim boşlukları çok azdır. Ona rağmen kira fiyatları normaller civarındadır. Genelde çevre fabrikalarda ve şirketlerde orta ve düşük düzey kıdemlerde çalışan insanlar konumlanmıştır bu semte. Hemen bitişiğinde Mega-Center kuru gıda hali, Esenler Otogarı, İkea, İstanbul Forum yine sayabileceğimiz bir çok önemli iş kolu bölgeleri vardır. Halkın çoğunluğu işçi sınıfıdır. Ekonomik çalkantıların bol olduğu ülkemizde işlerini kaybetmemek umuduyla emekli olana kadar çalışan işçi sınıfı. İlköğretim ve lise mezunu oranı daha yüksektir. Türkiye orta sınıfının prototipini oluşturuyor diyebiliriz. Ne kadar çalışanların çoğu işçi sınıfı olsada bilinçli işçi sınıfı oranı çok ama çok düşüktür. Eğer resmi ideoloji sendikalaşmaya karsıyla oradaki insanlar da karşıdır. Yani resmi ideolojiler tarafından kolay idare edilebilirlerdir. Sorgulamadan çok şükretme ve buna da şükürcülük vardır. Eğer Sercan karaktrimiz burada otursaydı zamanla bu hava ona da geçecekti. Şükredecekti. Komşuluk ilişkileri daha yoğun olan bu semtlerde ister istemez insanlarla temas halinde olacaktı. Semt sakinlerine göre yanlış bir davranışı bakışlarla hemen ona belli edilecekti. Yapı olarak kozmopolit yapıya sahip olan bu semt kültür ve sanat konusunda eksikleri olduğu için daha feodal ve resmi söylemlere sahip. Her farklı kültür kendi kültürünü kendi içerisinde yaşasa da bir zamandan sonra o da kayboluyor ve yerine çoğulcu ama demokratik olmayan yaklaşımlara bırakabiliyor. Hazır ve bilinçsiz tüketici olma olasılığı var fakat maddi koşulları aşırı tüketime el vermiyor. Sercan’da zamanla bu semtten edindiği arkadaşlıklarla bu semtin enerjisiyle savrulabilirdi. Sercan için geçmiş zaman kullanıyoruz çünkü sercan karakteri her ne kadar hayali bir karakterde olsa ön koşul olarak onu açık bir karakter yapmamız onun bu semtte oturmayı tercih etmeme sebebiyeti oluşturur. Eğer seçme şansı olmasa ve otursaydı izole bir hayat sürecekti kendince. En yakın zamanda araba edinip kendi bireysel tarzına uygun mekanlarda uyku ve iş dışındaki zamanlarını geçirecekti.

Beylikdüzü,

Beylikdüzü’ne bir bakıma Bayrampaşa’nın modernize olmul hali diyebiliriz. Beylikdüzü örneğimizde, konumuza daha çok hakim olabiliriz. Yine orta sınıf, orta üstü ve orta altı sınıfın yoğunlaştı bir ilçe burası. Fakat toplu konutların bol olduğu kamusal alanda insanın rahat hareket edebildiği, kamusal yerleşim mekanlarının yeterinden fazla olduğu bir semt. Bir şekilde şehirciliğin insanı nasıl değiştirdiğini buradan görebiliriz. Yolların, binaların ve parkların düzenli olması. Nefes alabilecek alanların bol olması ve tüketim merkezlerinin bol olması buraya taşınan insanların yaşam alışkanlıklarını ve davranışlarını kolaylıkla değiştirebiliyor. Şehir merkezinden uzak olması ve toplu konutlardaı ev fiyatları makul kılıyor. Örneğin burada yaşayan insanlar merkeze yakın olan Ataköy ve Ataşehir gibi toplu konutlardaki insanların yaşam tarzını benimsemeye başlıyorlar. Her ne kadar kişisel olarak mahalle kültürünü benimsesem de. Yerleşim alanlarının insan davranışları üzerine etkisini Beylikdüzü’nde çarpıcı görebiliriz. Sercan’ın Beylikdüzü’nde oturması ona konfor sağlayacaktır. Fakat merkeze oldukça uzaktır. Eğer iş yeri oralara yakın ise iyi bir seçenektir onun için. Kolay uyum sağlayacaktır. Korkunç trafik problemi dışında semtin düzeni ve dakikliği Sercan’ın karakterine zamanla yansıyacaktır.

Sonuç olarak şunu söyleyebilirim. Oturduğumuz semti biz seçmiyoruz semt bizi seçiyor. Ve her geçen gün büyüyen bu şehirde aslında semtleri gezerek farklı güzellikler, farklı enstanteneler yakalıyabiliriz. Eğer bunu başarabiliyorsak ve yaşadığımız İstanbul’a saygı gösteriyorsak o zaman İstanbullu olmuşuzdur.

Modern Strata

 

Bir Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir